Midilli'de Bitirirken
İsveç'ten Polonya'ya geçerken de Feribota binmiştik. Bu defa Ege'de güneyden kuzeye, yol alacak feribottayız.
Atina Midilli feribotu 12 saaatik yolculuğuna pazartesi akşam 8 de başladı.
Yunan feribotu ile Polonya feribotunu mukayese etmek aslında Polonya ile Yunanistan'ı mukayese etmek anlamına da geliyor.
Kuzeyin disiplin ve düzeni yerini kaosa bırakıyor
Gece ilerledikçe kaos büyüyor. Geminin her santimetrekaresinde yerlerde yatan insanlar adeta bir mülteci teknesi izlenimi veriyor.
Koltuklarda kendilerini rahat ettirmek isteyen yolcular kenarlardan sarkan ayaklarını koymak için salonun bir köşesine yığılmış sandalyeleri çekiyor.
Koridor geçişleri bloke oluyor.
Duruma müdahale eden kimse yok.
Yüzen bir hostele dönüşen gemide uykuya dalmak bizim için zor.
Paraguay'ın Almanya'yı saf dışı edişine şahit oluyoruz.
Aklımıza Berlin havaalanında karşılaştığımız adam geliyor.
Bir Alman için oldukça dışa dönük olan adam Türk olduğumuzu öğrendiğinde üzülmeyin biz de haftaya geri dönüyoruz demişti.
Bu Nostradamus bunu nasıl yaptı diye kafa yorduk. Adam gerçekten bir futbol kahini çıktı.
Maç izlemek de plastik sandalyelere yayılmış bacakların arasında tuhaf bir deneyime dönüyor.
Polonya feribotunda ayakkabıları çıkarınca uyaran görevliler bu gemiye gelse hastanelik olurlar muhtemelen.
Arada bu kaostan çkıp geminin açık bölümüne geçiyoruz.
Sağımız İzmir.
Kıyya değecek kadar yakınız.
Bülent Ecevit'in Türk Yunan şiiri geçiyor zihnimizden :
aramızda bir mavi büyü
bir sıcak deniz
kıyılarında birbirinden güzel iki milletiz
bizimle dirilecek
bir gün Ege'nin altın çağı
yanıp yarının ateşinden
eskinin ocağı
Kıbrıs harekatının mimarı Ecevit'in bu dizeleri Midilli feribotunda daha da anlamlı geliyor.
Birbirine bu kadar yakın birbirine bu kadar benzer iki milletin ortak enerjilerini birbirlerine göz dağı vermeye harcaması kadar yanlış bir şey olamaz diye düşünüyoruz.
Bu iki milletin ortak hareket ettiğini ve güç ve kapasitesini doğru kullandığını hayal etseniz Ege'de altn değil elmas çağ başlar.
İlerleyen gece boyunca Çağatay daha az Selim biraz daha fazla uyumayı başarıyor.
Saat 4 gibi Sakız adasına yanaşıyor gemi.
Yolcuların önemli kısmı iniyor. Gemi biraz olsun ferahlıyor.
Sakız ve İzmir aynı kareye sığıyor.
Sabah saatleri yaklaşıyor ve gün ışıyıp ısınıyor.
Koltuğumuzu tamamen boşaltıp güverteye geçiyoruz.
Edremit körfezi boyunca kuzeye ilerleyen gemi püfür püfür esiyor.
Yunan bayrağı fonuna formalarımızdaki Türk bayrağını katıyoruz. Güzel görseller çıkıyor
Sonunda Midilliye iniyoruz.
Gemiden çıkış zor olmuyor.
Otele eşyalarımızı bırakmak için limandan kısa bir `yol sürüyoruz
Otel denize nazır.
70 yıllık Lesvion. Atina'daki duyarsızlıktan sonra küçük lobide bisikletlerimiz için yer ayırmaları takdire şayan.
Otelin iletişim müdiresine takdirlerimizi ifade ediyoruz.
Eşyaları otele bırakıp kahvaltı ve plaj keyfi için bisikletle çıkıyoruz.
Bugün tavsiyeler Selim'in yapay zeka asistanından
İlk durak Mousikon kafe.. İddialı bir kahvaltı durağı.
Porsiyonlar lezzetli ama kahvaltılar sandviçlere göre bir tık zayıf. Patron çok ilgili ama fazla ilgi de bazen işleri karıştırıyor. Nitekim kendi aramızda patlıcanlı sandviç diyoruz o pastırmalı sandviç olarak zihnine yazıyor. Avokadolu sandviçi unutuyor. Yine de kafe geçer not alıyor.
İkinci durak bir plaj.
Otelden aldığımız havlularla yola çıkıyoruz. Chatgpt bize 13 km rota çizmiş. Üstelik 150 metre de tırmanış var. Çamlıca Tepesine yakın.
Uykusuz geceden sonra yorsa da zirve nefes kesici. Arada Loutra köyünde bir mola veriyoruz. Köy kahvesini gayet genç ve alımlı bir hanım işletiyor. Kahvede +70 ekip hararetli sohbette. Bizle biraz ilgilendikten sonra sohbete geri dönüyorlar.
Loutra yolun yarısı. Aya Ergomenise biraz daha in çık yapıp varıyoruz. Küçük bir kumsal. Şezlong şemsiye parayla değil sırayla. Şükür bize de yetiyor.
Kumsalın yanında bir de taverna var.
Allahtan daha ne istenir?
Gecenin yorgunluğu ile gözler kapanıyor. Şezlongda dalıyoruz.
Akşam 5 e kadar kah uyuyarak kah denize girerek plaj keyfi sürüyoruz.
Araya tavernada müthiş bir yemek de giriyor tabii. Kalamar taze ahtapot iki çeşit. Kabak kalmamış.
Olsun saganaki var. Yanında çipiro ile bizi huzura kavuşturuyor.
Saat 5 i geçerken dönüş yokuşlarını hayal etmeye başlıyoruz. Korkunun ecele faydası yok. Asılıyoruz pedallara. Yokuş aynı ama daha uzun. Zirveye varıyoruz. Şimdi iniş zamanı. Kuş gibi konuyoruz otele.
Duşla rahata erip Midilli akşamı ile tanışıyoruz. İlk önce otelin muhteşem terasında oturuyoruz. Gerçekten de Midilli'nin en iyisi sıfatını hak eden bir konum.
Limanın ortasında. Bu yönüyle sadece yaz turistlerinin değil yerli halkın da uğrağı olmuş.
Hanımlar gün tadında oturuyor. Çocuklar komşu teyze rahatlığında.
Biraz oturup ufak bir akşam turu atyoruz. Midilli sokakları her bünyeye uysa da yaş ortalaması oldukça genç. Beyoğlu Ece Bar tadında bir mekan önünde ayakta içiliyor. Ot kokusunu sevmiyoruz.
Tok ağırlamak zordur. Plajda iyi yemişiz. Dondurma ve küçük bir pasta ile günü bitiriyoruz.
Otelin terası cazip geliyor. Kan rengi ay Midilliye dekor olmuş. Çekinmeden basıyoruz telefon kamerasına.
Odaya dönüp Fransa İsveç maçını bitiremeden uykuya teslim oluyoruz
Sabah güne harika kahvaltı ile başlıyoruz. Kuş sütü dahil. Bu kahvaltıyı odayla beraber verdikleri fiyatın çok çok iyi olduğunu bir kez daha teyit ediyoruz
Gemi 17.45 de otelden check out 11. Eşyaları ve bisikletleri emanete bırakıp Midilli gündüzüne karışıyoruz.
Sonra Yeni Camiye denk geliyoruz . Tadilata ihtiyacı var . Biraz hüzünlü.
Frappesiz olmaz diyip kalenin yakınında kıyıya oturuyoruz.
Deniz ve Kale fonunda anıları çoğaltıyoruz.
Feribot öncesi son durak 226 yıllık Ermis Kafe. Ne kadar klişe yiyecek varsa söylüyoruz.
Hepsi aşırı leziz.
İsveç'te başlayan yolculuk. Midilli'de Ermis kafede bitiyor. Bitmiyor da virgül konuyor.
Yorumlar
Yorum Gönder