Vatternrundan'da 315 Kilometre 12-13 Haziran 2026


Motala'ya geliş sebebimiz belliydi . Vatternrundan'a katılmak . Vattern gölünün etrafında tam 315 kilometre sürüş yapmak. Bu meydan okumaya karşı önce Çağatay acaba demiş sonra Selim varım demişti . 
Stockholm'e uçakla gelinecek orada bisiklet alınacak ve Motala'ya ulaşılacaktı. 

İsveçli dost Björn de arabasını tahsis edince iş daha da kolaylaştı.

Vatternrundan gecesine kadar yaşananları paylaştık.
Şimdi Vatternrundan'ı anlatma zamanı.

Cuma gece tam olarak 22.38 de başlayıp Cumartesi akşam 19.00 da biten bir günün hikayesi  :

Vatternrundan'ın uzun bir sürüş olması ve sıradan bünyeler için bu sürecin ancak geceyi de bisiklet üstünde geçirmeyi zorunlu kılması en büyük meydan okumaydı.

Profesyonel bisikletçiler böyle uzun turları 35-40 kilometre saat hızla bitirebilir. Bizim gibi amatörler ise en fazla 20 km ortalama hız yapabilir. 
Üstelik profesyoneller bu sürüşte en önemli detay olan beslenmeyi bisiklet üstünde halledebilir. Dinlenme ise onlar için en fazla öndeki tekerin rüzgar tünelinden yararlanmakla sınırlı. 

Biz 315 kilometre sürmek için yol boyunca durup dinlenmeye bir şeyler yiyip içmeye mecburuz. 
Turun başlangıç saati 19.30 bitiş için konulan süre ertesi gece 23.40 . Yani durup dinlenme de dahil olmak üzere toplam 27 saate kadar zaman veriyorlar . Herkes baştan hangi saatte yola çıkacağını bildiriyor .
Biz 22.38 i tercih ediyoruz . 
Erken başlayan en düşük numarayı en geç başlayan en yüksek numarayı alıyor .
Tura 30 bini aşkın katılımcı geliyor. 71 ülkeden 30 bin kişi. Türkiye'den sadece biz varız. Türkçe hiç duymuyoruz. 
Belli ki Avrupa'daki Türkler için de böyle etkinlikler  anlam ifade etmiyor. Oysa ki İsveç'ten sonra en çok katılım yapan ülke Almanya . Türklerin yoğun yaşadığı bir ülke.(*) 

2 dakikalık aralıklarla start veriliyor .
Sanırım 100 kişik gruplarız. Saatte 3000 kişi start alıyor .
Bir eğlence aktivitesi olmasına ünlülerin olmamasına rağmen bir sürü seyirci toplanmış. 
Alkışlar eşliğinde yola koyuluyoruz.
Saat 22.38 ama hava gündüz gibi . Kuzeyin beyaz gecelerine güveniyorlar biraz da 30 bin kişiyi bu geç saatte bisiklet tepesine bindirirken. 
Ama hava bu gece bir yaz gecesinden çok Mart veya Ekim tadında . Bulutlar ışığı kesiyor . Hava ise yağdı yağacak .
Bisiklet sürmek aslında yazın daha sadedir. Bir short bir forma yeter. Ama bu gece İsveç pek de sadeliğe izin verecek gibi değil .
Kollar bacaklar üşümeye açık .
Selim uzun çorap ve kollu sportif sweat giyiyor. Çağatay warmer denilen ayak ve kol koruyucusu. 
Çantalar su atıştırmalık yedek lastik ve aparat ile dolu . 
Bunlar da aslında işi zorlaştırıyor. 
Başlangıçta endişeliyiz .
Biz düz gidonlu ve kalın lastikli bisiklet kullanıyoruz . Bisikletlerle yola devam ederken avantaj olsa da böylesi bir sürüşte tercih edilen donanım bu değil .
Hele ki katılanların bisikletlerini gördükçe biraz çekiniyoruz .
Acaba bizimkiler gidecek mi?
Avrupa'nın kaliteli alt yapısı içinde tura gelenlerin bisikletleri de rotaya  uygun.
Piyasa fiyatları 150 bin liralardan milyona uzanan ve geçen makinelere karşı bizim mütevazi tur bisikletleri biraz performanssız görünüyor .
Daha açık söylemek gerekirse turda bizim bindiğimiz bisikletler çok sınırlı .
Yine de enseyi karartmıyoruz .
Üstelik yağmur atıştırdıkça bizim kalın ve tırtıklı tekerler avantaja dönüyor.
İnişlerde ince tekerlerin gereksindiği dikkat bizim için daha az gerekiyor . 
Aldığımız model düz yolda ve inişte gayet performanslı .
Yokuşları da çıkmaktan geri durmuyoruz. 
Üstelik altlarındaki 10-15 bin avroluk bisikletleri ellerinde taşıyarak yokuşu bitirmeye çalışan kimi katılımcılar da var.
Katılımcıların bır kısmının antrenmansız olduğunu en azından yokuş çıkmayı bilmediklerini görüyoruz . 
Avrupa'nın nehir kıyılarına benzemiyor buralar. 
Bizim için buradaki yokuşlar çok sert gelmiyor. İstanbul ve genel olarak Türkiye topoğrafyası engebeli . 
Alışkınız yokuşa.

30000 kişiyi sağ salim finişe ulaştırmak ve yol boyunca dinlenme ve beslenme ihtiyacını karşılamak ciddi efor istiyor .
315 km boyunca 9 durak koymuşlar.
 35 km ye bir durak. Duraklardan ikisi aynı zamanda zaman sınırını gösteriyor. Buralara belirli saatte gelemezsiniz turu bitirmemiş sayılıyorsunuz . Biz ilk sınırı 7 saat ikinciyi 6 saat turu da 5 saat önce geçiyoruz. 
9 durağın 2 sinde yemek var diğerlerinde daha basit gıda ve içecekler. 
Hayatımızın en güzel İkea köftesini Jonkoping'de spor salonunda yiyoruz. 
 Dayanamayıp bir kez daha sıraya giriyoruz  
İsveç'in serbest gezen ineklerinin etleri inanılmaz lezzetli .
İkinci yemek durağı Hjo'da menüde Lazanya var.
İsveçin kalın ekmeği Vasa üstünde Terayağı ise lezzet patlaması tadında. 
Bunun dışında Yabanmersini Çorbası dedikleri sıcak bir içecek her durakta var . Bizde kilosu neredeyse 1000lira olan bu meyvenin İsveçte çorbasını yapıyorlar . 

Bunun yanında tatlı ekmek de enerji kaynağı. Salatalık turşusunu ilk durakta ufak çocuklar dağıtıyordu. Gece ilerledikçe çocuklar haliyle ortadan kayboldu .
Çok yüksek volümde servis edilmesine rağmen turşu ev yapımı tadındaydı  
Aslında her şeyin doğal olduğunu yakından hissediyorsunuz .
Bunlar dışında bisikletli içeceği su kahve bazen kola ve meyve suları yanında muz da bulduk. 
Elbette bu hizmetler için bir giriş parası ödenmişti.
Ama en ufak bir görünür huzursuzluk kalitesizlik hijyen endişesi duymadık. 

Duraklarda ilk yardım bisiklet bakım alanı ve tabii tuvalet de yer alıyordu .
Ana duraklardan Jonkoping'de  uyumak isteyenlere salonun bir kenarında yer yapmışlardı. Bu bize komik geldi biraz. 
Ellerinde kağıt kalem isimleri not edenlere ne yapıyorsunuz diye sorunca turdan ayrılmak mı istiyorsunuz dediler. Kaçarak uzaklaştık .

Hem duraklarda hem yol boyunca eksikliğini gördüğümüz şeyler de vardı tabi.
Mesela kuru gürültü yoktu mesela ortalıkta gezinen satıcı yoktu. Ortalık yere bırakılmış onca bisiklete göz ucuyla bakan kimse yoktu.

 Memlekette bisiklet üstündeki ışığı bile söküp götürenler oluyor .
Sonra testosteron çıktısı kavga horozlanma sağa baktın sola baktın yoktu. Dolayısıyla etrafta tek bir Polis de yoktu. 
20 saat boyunca içinde olduğumuz etkinlik adeta bir insanlık resitali tadında aktı .
Bizi en çok şaşırtan gece de dahil olmak üzere yol boyunca bizi motive eden  evlerin önünde yada yol kenarlarında park etmiş arabalarıyla etkinliği takip eden İsveçliler oldu .

Bütün bir gece ve günün ücretsiz eğlencesi olduk. 
Kimileri müzik sistemleri kurmuş yol kenarındaki partiye bizi de dahil ediyorlardı. Kimileri alkışlıyor kimileri selam yolluyordu  

61 yıldır devam eden etkinliğin gözleri gibi baktıkları Vattern gölüne bir onurlandırma olduğunun bilincinde bizlere buna verdiğimiz katkı için teşekkür ediyorlardı.

Vatternrundan'ı tur için pek de tercih edilmeyen bisiklet türü ile ve soğuk yağmurlu bir İsveç gününde tamamladık.
Dayanıklılık ve iradenin zaferi oldu bizim için .
Yerli operatörümüzün İsveç'te sağladığı roamingin kopması ise bütün bu çabanın kayda düzgün geçmesine engel oldu.  Turun en tatsız detayı bu oldu.
Bizimle yaklaşık olarak aynı performansa sahip bir katılmcı aradık.
Sonunda bize yakın numaralı bir genç İsveçli ricamızı kırmadı ve bu sayede Sürüş kaydı tatsızlığını da çözmüş olduk .
Joakim Björklund sana çok teşekkür ediyoruz. 

Yine de finish noktasına gelip madalyalarımızı boynumuza astığımızda hiç bir şey tadımızı kaçıramazdı. 
Elbette insanlık için çok da büyük adımlar değil ama bizim için değdi. 
(*) 
Burada bir düzeltme yapmalıyım. Bizim dışımızda tura katılan Avrupa'da yaşayan 3 Türk kökenli daha varmış. Bu kardeşlerimizin hakkını yemeyelim. 3 ü de üst seviye bisikletçiler ve süreleri çok iyi. Belli ki takımlara dahiller. Ancak bizim gibi başka amatör katılımcı Türkiye'den ya da Avrupa'dan yok.

Yorumlar