Pomeranya'da Üç Sürüş
Gdansk'tan Almanya yönüne yaklaşık 450 kilometre sürüşü 6 oturuma ayırdık.
Bunlardan 4 ünü tamamladık
Bugün itibariyle 2 oturum ve 135 kilometre kaldı.
4 sürüş gününden ilkini son yazıda konu etmiştik.
Bugün toplam 230 kilometrelik üç sürüşün hikayesini paylaşacağız.
Krokowa Kalesi'nde gece uykuya yatarken bitirmiştik önceki yazıyı.
Gece bir ara Çağatay'ın uyanıp bisikletleri bağladığımız yerde bulamaması üzerine tur acaba erken mi bitecek endişesi otelin güvenlik görevlisinin Çağatay'ı sakinleştirip bisikletlerin güvenli alana taşındığı bilgisi ile ortadan kalktı.
Yine de böyle bir turun en büyük kabusu olacak bir durumu kısa sürede olsa hissetmek oldukça zorlayıcı oldu.
Polonyalılar genelde yaştan bağımsız ya İngilizce bilmiyor yada iddiasız düzeyde biliyorlar.
Güvenlik görevlisinin nasıl birbirine bağlı iki bisikleti sihirbaz gibi yerinden alıp içeri taşıdığı bizim için muamma olarak kaldı. Ama turun kalanında bu konuda çok daha özenli olmaya ve otellerden bize yer göstermelerini talep etmeye karar verdik.
Ertesi sabah saray otelde görece mütevazi bir kahvaltı yaptık.
Aristokratlar belli ki yediklerine dikkat ediyor.
2. Sürüş gününde hedefimiz Leba idi.
Bu ise görece kısa bir sürüşle 50 kilometre sonra ulaşılacak bir hedefti.
Kullandığımız rota EuroVelo 10 ve 13 ün ortak hattı idi.
Bu rotada işaretlemeleri kaçırmamak önemli. Genel olarak iyi işaretlenmiş olsa da özellikle rotaya ilk katılımı yapmayıp haritalardan ilerlerseniz rotadan kopmanız işten bile değil.
Bazen daha kısa rotaları öneren telefon uygulamasına karşı dikkati elden bırakmamak gerekiyor.
EuroVelo rotasının Polonya'da sürdüğümüz kesiminde bisiklet yolları ağırlıklı.
Bununla beraber bisiklet yolu deyince aklınıza İstanbul'un maviye boyanmış oyuncak yolları gelmesin.
Bu yollar tarım arazilerini, ormanları, deniz sahillerini, göl kıyılarını aşan araç yolları ile bazen içiçe bazen alakasız biçimde kurgulanmış insan zekası ürünleri.
Ortası delikli taşlar ile kaplanmış yollar, çakıllı yollar, kaplamasız yollar ve patikalar sürüşün kimi bölümlerini çok zorluyor.
Leba hedefimizde bu yollarla tanışıyoruz.
50 kilometreyi 3 saatte geçiyoruz.
Yine tarihi bir mekandayız
Kökleri 15. Yüzyıla dayanan kuleli binada eşini kaybedip çıldıran bir Leydinin hayaletinin merdivenlerinde dolaştığı söyleniyor.
Hayaleti bilmiyoruz ama bizi karşılayan görevli hanımlar çok yardımsever. Hatta ricamızı da kırmıyorlar ve neyimiz var neyimiz yok otelin çamaşır makinesinde bir güzel yıkıyoruz.
Yıkama asma işi bitince kendimizi Baltık sahiline atıyoruz.
Hava serin su ondan daha serin ama Selim denize giriyor.
Harika uçsuz bucaksız kumsalda altın rengi kumlara ayağımızı koyarak birer Çek birası açıyoruz.
Deniz keyfi bitince Leba şehir merkezine bisikletle geçip övülen bir balık restoranında house wine eşliğinde gerçekten lezzetli şeyler yiyoruz. Sonucu Proseco ile bağlıyoruz.
Polonyalılar longevity öğretisinin erken yemek yeme kuralına çok bağlılar. Mekanlar akşam 7 ya da 8 dedin mi kapanıyor. 9 a hele 10 a kadar açık mekan bulmak çok zor. 11 hiç görmedik.
Rasyonel örgütlenmiş kural toplumu olmayla ilgili diye düşünüyoruz.
Bizde sandalye toplamaya çalışan yorgun suratlı garsonlar gece yarısı eve gitmeye çalışır.
Burada yok öyle şeyler.
Yemeğini vakitlice yemen lazım.
Yemek sonrası Leba'da dolaşıyoruz. Bizdeki sayfiye kasabaları gibi ama son derece düzenli. Her şey yerli yerinde. Kocaman soba gibi mangallarda balık ızgara yapıyorlar.
Genç bir sokak şarkıcısı ortalığı şenlendiriyor. Söylediği şarkılar kendinden çok daha yaşlı insanları müziğe katıyor. TV deki programlarda da benzerini görüyoruz.
Müzikal zevkler kuşaklar arasında yol alabilmiş.
Nesiller kopmamış.
Bisikletle otele dönüyoruz. Geniş bahçede çimenler üzerinde biraz oturup bakkaldan aldığımız Şnapsı içiyoruz.
Çok iyi geliyor.
Ertesi sabah bir önceki kaleye nazaran çok daha iyi bulduğumuz kahvaltıdan sonra 70 kilometre ötedeki yeni durağımız için yola çıkıyoruz.
Yukarıda anlattığım rotadan çıkma hatasına düşüyoruz. Kestirme görünen sahil yolunda bir milli parkın içine giriyoruz. Yol denize ulaşıyor ama karşımıza dağ gibi kumullar çıkıyor. Bisikletle hele çantalarla geçmemiz olanaksız. 40 metreyi bulan yükseklik ve 1 kilometreyi bulan mesafe baş edilecek gibi değil.
Hatayı anlıyoruz.
Parkı görmek telafi olsa da bu bize yaklaşık 15 kilometre fazla sürüşe mal oluyor.
Rotayı doğrultuyoruz ama rota hattın en zorlarından.
Sevgili Sarper Günsal anlatımı ile Paris Roubaix vibe ı var. Bitmeyen taşlı segment yapmışlar diye twit atıp Sarper hocayı mentionlıyoruz.
Yol tam 87 kilometre sürüyor.
Ama sonunda varıyoruz.
Bu defa modern bir mekandayız.
Ufak bir koruya komşu bahçesi çocuklar için bir cennet.
Bu kez şehre inmiyor saat 7 de biten otel akşam yemeğine şans veriyoruz.
Oteli işleten hanım elinde telefon İngilizceden Lehçe'ye çeviri yaparak siparişleri alıyor.
Meğer gelini İngilizce biliyormuş ama belli ki kayınvalide çok da geline tabi olmak istemiyor.
Nefis akşam yemeği ile kendimize geliyoruz.
Bu defa Şnaps değil pure Votka ile kaslarımızı gevşetiyoruz.
Odada Almanya' nın gollerini göremeden uykuya dalıyoruz.
Sabah Deniz Undav golleriyle Almanya'nın Fidişine karşı maçı çevirdiğini öğreniyoruz.
Akşam yemeği nefisti ama oteldeki sabah kahvaltısı sanat eseri çıkıyor.
Bu defa kayınbaba da devrede. Bize yeme tavsiyeleri veriyor.
Bu sanat eseri kahvaltı ile önümüzdeki 100 kilometre üstü yol kolayca aşılabilir görülüyor.
Gerçekten de öyle oluyor.
Görece daha az taşlı yolda ve rotadan kopmadan sürüyoruz.
Küçük bir köyde bir pubda ve son olarak bir kafede 3 durak yapıyoruz. Yol vızır vızır bisikletli kaynıyor.
Çoğunluk Batıdan doğuya akıyor.
Selamlaşmadan geçmiyoruz. Go Pro düğmesinde elimiz.
Hedefe yakın nefis bir tarihi kilise görüyoruz. Çağatay çok seviyor.
Selamlaşmadan geçmiyoruz. Go Pro düğmesinde elimiz.
Hedefe yakın nefis bir tarihi kilise görüyoruz. Çağatay çok seviyor.
Sisteryan rahiplerin kilisede egemen olmalarının 300 yıllık hikayesini okuyoruz.
Bu defa kalacağımız otel Marmaris İçmeler tadında.
İstanbul'da orta kalite meyhane fiyatına konaklama ve yarım pansiyon yemek var. Türkiye'de her faydalı şey gibi yasaklanan Booking'de Çağatay'ın itibarı yüksek bize bol keseden indirim yapıyor.
Odada yaşanan sorun sonrası bir de upgrade alıyoruz.
Balkonlu kocaman odada biraz dinlenip çok da ümitli olmadığımız açık büfeye iniyoruz.
Ama yemekler gayet düzgün. Hiç birinin ismini bilmiyoruz. Bize İngilizce izah yapacak kimse de yok.
Ama keyfimiz yerinde.
Bu defa iki Jack Daniels söyleyip daha kısa yol yapıyoruz.
Kimse 2 kadeh içkiye şişe parası istemiyor.
Yemek zaten 19 da bitti. Güzel Odamıza çıkıyoruz.
CaboVerde Muslera'yı uzaktan avlarken uykuya doğru ilerliyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder