Polonya'dan Almanya'ya


Sadece Polonya'da olacak son sürüş günümüze İçmeler oteli havasındaki otelimizde kahvaltı ile başlıyoruz .
Otel mütevazi ama bizi hayal kırıklığına uğratmıyor.  
Polonya'da kahvaltı standartları fiyat ve değer açısından hep çok iyi.

Hedefimiz sınıra yakın bir nokta bu defa . 
Polonya'da son gecemizi geçireceğimiz otele doğru sahil boyunca sürüşe başlıyoruz.
Sürüş planımızı oldukça revize ettik. Yola çıkarken azami 40-50 kilometre hedeflemişken ortalamada 70 kilometreyi bulduk.
Bugüne özel rotamız ise neredeyse 100 kilometre. 
Geçtiğimiz bölgeler uçsuz Baltık sahili boyunca plajlara paralel yollar .
Sahilde bisiklet sürmek yasak. İyi düzenlenmiş bisiklet yolları yanında zaman zaman araçlarla beraber de sürüyoruz. 
Rota üzerinde en büyük yerleşim olan Kolobrzeg'de uzun mola veriyoruz. 
Kumsala bir gişe koymuşlar . Denizin içlerine doğru ilerleyen iskele ve içindeki kafeden ibaret içerik ilgimizi çekmiyor .
Denize yakın lüks oteller bile sahili kapatmamış . Otelde kalsanız bile denizi vatandaşla paylaşmak zorundasınız .
Kimseye ayrıcalık yok . 
Sahil boyunca her yer çok yeni görünüyor. Buralar komünizm döneminde nasıldı diye düşünmeden edemiyoruz. Sorunun cevabını tam olarak bilmesek de kıyı boyunca karşımıza çıkan tüm yerleşimlerin önemli kısmı tarihsel derinlikten yoksun görünüyor. 
Komünizm döneminde buraların çok farklı olduğu ve muhtemelen yerleşimlerin en azından şimdiki hallerinden uzak olduğu akla geliyor .
Kendimize navigasyon için haritalar uygulamasını açıyoruz .
Uygulama zaman zaman bize kestirme orman içi yolları öneriyor .
Bisikletler arazide Renault Toros gibi gidiyor. Hiç bir yolda kendimizi güvensiz hissetmiyoruz. Bisiklet için özellikle tasarlanmış patikalarda vitesi sakınmıyoruz.

 
Kalacağımız otele az bir kilometre kala devasa bir otele denk geliyoruz. Bu kocaman otelin etrafında dolaşmak bile ayrı bir efor gerektiriyor. Buna rağmen otel sahili zaptetmemiş. Otelin çevresindeki turumuz bitiyor ve son kilometreler için uygulama bizi yine orman içine yolluyor.  
Rüya gibi bir ormanın içinden geçiyoruz. 

Ormandan çıkıp otelin bulunduğu kasabaya giriş yapıyoruz. Kalacağımız otelin resepsiyon saatleri katı. 
Bu katılığın sebebi otele gelince aydınlanıyor . Selim burayı çocukluk yıllarının geçtiği Şeker şirketi kampüslerine benzetiyor. 
Gerçekten de binalar misafirhane tadında. Yönergeler Panoya asılmış.
 Ana otel binasının 1910 larda buralar Prusya iken inşa edildiğini okuyoruz. 
Mütevazi işlevsel ve sade binalar eski Sovyet Polonya'sı kokuyor. Resepsiyondaki görevliler de zaman yolculuğu yapmış gibi .
Bizi Almanca dahi bilmediğimiz için kınıyorlar hatta hafiften kızıyorlar. Kolumuza kahvaltı için bileklik takıyorlar. 

Konaklayanların yaş ortalaması yüksek. Kahvaltı sırasında bu durum daha da göze çarpıyor. Buranın insanların kooperatif benzeri bir yapıda aidat ödeyerek yılın belli döneminde tatil yaptıkları bir işletme olduğunu düşünüyoruz .
Kasabanın adı yine zor . Ama deniz iki adım mesafede. Önce karnımızı doyuruyoruz. Bildiğin mangalda şaşlık yiyoruz . Çok lezzetli. Şaşlık da aynı Türkçede olduğu gibi yazılıyor. Etimolojisine bakınca tatarca ve oradan geçtiği Rusça'da şişe takılı et anlamına geldiğini öğreniyoruz. 

Denize yürüyoruz. Kumsal göz alabildiğine uzanıyor. Biraz ileride bir gözetleme kulesi var. Kafeye dönüşmüş . 
Gün batımını kulede yapıyoruz. 
Baltık güneşi geç saatlere kadar parlıyor. Güneş barın aynasında yansıyor. 
Duvarda eski zamandan kalma gazete kupürü bu kulenin asıl işlevini yani özgür dünyaya kaçanları yakalama vazifesini hatırlatıyor. 

Geçmişte insanların hayatını sınırlayan belki yok eden bu anlamsız sistem bugün en hafif ifade ile komik geliyor . Çağatay yakın zamanda izlediği Doğu Almanya'dan İsveç'e kaçış konulu filmi anımsıyor. Burası Polonya ama hikaye aynı olmalı .
Otele dönüyoruz. 
Ertesi sabah şeker fabrikası görünümlü tesise veda edip yola konuluyoruz. 
50 km Polonya'da sonra 30 km Almanya'da süreceğiz .
Polonya geride kalacak. Sınıra doğru önce sahilde sonra orman içinde ilerliyoruz. Okuduğumuz bilgiler deniz seviyesi altında kaldığımızı gösteriyor. Bunu kumlar içinde bisiklet itmek zorunda kalınca daha iyi anlıyoruz.
Orman içi yollar kumluk alanlar dışında son derece keyifli. 

Polonya'dan çıkmak için Usedom adasına geçmek gerekiyor. Kanallar nehirler ve deniz arasında sıkışan adaya ücretsiz feribotla ayak basıyoruz.
Hala Polonya'dayız. Almanya için biraz daha sürmek gerekiyor. Ve ufak bir köprü ve dandik bir taşla işaretlenmiş sınıra varıyoruz. 
Bir zamanlar bu sınırlar için yok olan genç hayatları düşünüyoruz. Herşey ne kadar anlamsız . 

Hitler 1 günde Polonya'ya geçmişti. Biz 6 günde Almanya'ya geçtik. İlk durağımız tarihi Usedom kasabası. Ada ile aynı ada sahip kasabada çok keyifli düz ayak otelde bizi karşılayan otel sahibine hediyesi 5 avroya giysileri tertemiz yıkatıyoruz. 
Otel güzel ama kasaba nükleer savaş sonrası gibi insansız. 

Haritalar yardımı ile yemek yiyecek yer buluyoruz. Tam bir başarı hikayesi . Yaşlı amca bize bir sosis bir de balık Brötçen yapıyor . Balıklar iki çeşit Ringaya Matyas diyor. 2 bira ile ekmekçikleri yani brötçenleri yuvarlıyoruz.
 Hayat biraz daha güzel görünüyor. Amca kredi kartı kabul etmiyor. Avroyu ödüyoruz nakit .
Yemek sonrasında göl kıyısında ufak bir yürüyüş ardından kasaba meydanına geliyoruz. 
Meydanda tuğla işçiliği şaheseri kilise ve kapı yer alıyor. 
Eksik olan şey ise insan .
Tek bir canlı yok. Açık Cafe yok . Meydanda gece serinliğinde dolaşıyoruz. Geçmişin hayalleri kararmayan hava zihnimizde dans ediyor .
Usedom'un 2. Dünya savaşı sonlarında Nazilerin Stalag kampındaki esirleri yürüttükleri yer olduğunu okuyoruz. Bugünün dinginliği ile tezat huzursuz edici .
Dünya kupasında İngiltere Gana maçı golsüz temposu ile ninni gibi geliyor.
Ertesi sabah kahvaltıda bir Almana göre çok yakın davranan bizimle ilgilenen otel görevlisi güne sıcak başlangıç oluyor. 
Kahvaltı Polonya'yı çok aratmıyor. 
Bu defa hedef Neubrandenburg. Buradan Berlin'e ertesi gün trenle geçeceğiz . Ama önce 70 km sürmemiz gerekiyor .
Eurovelo 10 rotası geride kaldı. Artık kendimizi Alman bisiklet yollarına emanet ediyoruz . Önce adadan çıkmak lazım. Haritalar bizi feribota götürüyor. Yanlış alarm . Köprüye yöneliyoruz . Göl kıyısında şaşırtıcı biçimde bir köpek saldırısına uğruyoruz. Pek beklemediğimiz bu saldırı kısa sürede sahibinin müdahalesi ile savuşuyor.
Köprü yolunu doğrultuyoruz vardığımızda köprü tekneler için açılmış . Bir süre bekliyoruz . 
Suda kocaman balıklar. Bisiklet yolu köprü ile beraber havada . En önce biz geçiyoruz. Para isteyen de yok .
Aklımıza Lüksemburg'un denize kıyısı mı var tartışması geliyor. Denizden kilometrelerce uzaktayız ve köprünün altında tekneler vızır vızır geziyor.

Bilmek mutsuzluk diye iç geçiriyoruz. 
Adayı nihayet terk ediyoruz. İlk durağımız Anklam kasabası oluyor . Bu bölgenin nefis tuğla kiliseleri devam ediyor. 
Meydanda pazar kurulmuş. Biz bir kafeye oturup enerji topluyoruz .Kredi kartı yine geçmiyor. 

Buraya da güzel bir köprü ile geçiyoruz. 


Bir tarafta kilise diğer tarafta Doğu Almanya mirası brutal binalar .
Hedefimiz bölgenin en dişe dokunur yerlerinden Neubrandenburg. Kuğu gölü bale değil yanımızda .
Buğdaylar başaktan boyunlarını eğmiş.  Altın gibi parlıyor. 


Bisiklet pedallarına asılıyoruz ama hava beklenen dönüşünü gösteriyor. 
Sıcaklık artıyor . Geçtiğimiz köylerde tek bir market kafe yok . Polonya'da sıkıntı çekmemiştik ama Almanya'da dükkancılık çok da matah bir şey değil .
Yolda bu defa sahibi ortada görünmeyen bir köpek bize hırlıyor. Bisikletten inip sakince geçiyoruz. O da uzun etmiyor. Ama Almanya'da beklenmeyen olaylar.

Güzel duraklarda dinleniyor orman içine gizlenmiş bir sarayda peri masalı hayal ediyoruz. 
En ücra noktalarda sahra tuvaletleri var . Uygarlık tuvalette sanki biraz .
Yol boyunca kiraz ağaçları başlıyor . Önce sahipli sanıyoruz. Ama ağaçları kuşlar zaten talan ediyor. Tarlalar boyunca yüzlerce kiraz ağacı dikilmiş. 
Kırmızı küçük meyveler İnanılmaz lezzetli. Doya doya yiyoruz . Çağatay bir yerlerde bu ağaçları okudum diyor . Umarız doğrudur. Kiraz hırsızı diye anılmak istemeyiz .

Avrupa'yı sarsan sıcak dalgası Almanya'ya ulaşmış. Ve biz geçtiğimiz köylerde hiç bir soğuk içecek bulamıyoruz .
Derken eriklere rastlıyoruz. Kirazdan sonra biraz düşük profil olsa da yoklukta iyi geliyor. 
Hedefe yani Neubrandenburg'a 15 km var .
Çaresiz halde iken birden çölde vaha misali bizdeki kamyoncu durağı emsal bir yer görüyoruz .
Anında çöküyoruz .
Bira ve bockwürst patatesle beraber ilaç gibi geliyor. 
Yan tarafımızda Alman proleteryası hararetli bir şeyler konuşuyor .
İşletmeci kadın bizim için cennetten çıkma bir melek gibi geliyor. 
Kendimizi şarj edip son 15 km yi de tamamlayıp otele geliyoruz.
Tok ama yorgunuz. 
Duşumuzu alıp sızıyoruz .
Hava dehşet sıcak ve Doğu Almanya'da klima yaygın değil. 
2 saat sonra hava daha kararmamışken uyanıyoruz . Sıcak odadan serin olacağı düşüncesiyle kendimizi dışarı atıyoruz .
Neubrandenburg'un alameti farikası sur içine doğru yürüyoruz. Kiremit kilisenin şahı burada. Artık konser kilisesi olmuş. 

Ufak turumuzun ardından kendimizi açık gördüğümüz bir mekanda buluyoruz .
Karnımız tok ama içmeye hayır demiyoruz. Ne istediğimizi tam anlatamasak da gelen içki tam istediğimiz gibi .
Kuzey güneşi az da olsa kendini kaybettirirken otele dönüyoruz. 
Bosna zafer kutlarken Berlin yolculuğu öncesi uykuya dalıyoruz .

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlk Gün : Björn Lundquist ile Stockholmde Yürüyüş Turu

Vatternrundan'da 315 Kilometre 12-13 Haziran 2026

İLK SÖZ