İsveç'e Veda
Vatternrundan'ı tamamlamak kadar böylesine uzun bir fiziksel faaliyetin ardından toparlanmak da zaman ve sabır istiyor .
Cumartesi gecesi yastığa başımızı nasıl koyduğumuzu bilemedik.
Tabi öncesinde uzun bir duş ile fiziksel yorgunluğun ve tüm güne yayılan bedensel gerilimin izlerini sildik .
Ertesi gün yani pazar günü öğleden sonra Björn'ün arkadaşı Arkeolog Richard'ın evinde buluşmak üzere sözleşmiştik.
Gideceğimiz kasaba Motala'ya oldukça yakındı .
İstasyona gitmek için çıkmayı düşündüğümüz anda yabancıların kedi köpek yağıyor dedikleri seviyede bir yağışla karşılaştık.
Uber ve Bolt gibi uygulamaları deneyerek taksi çağırma çabalarımız ise sonuç vermedi .
Belli ki bu küçük İsveç kasabasında taksi şoförlerinin de pazar günleri vardı ve çok gezmek isteyen otobüse yada trene binsindi.
Yağmur biraz elverince tren ve otobüsün yanyana olduğu istasyona yöneldik.
Biletimizi aldık. Biletler belirli zaman dilimlerinde geçerli idi . Bu sayede kaçırdığınız servisi telafi edebiliyorsunuz.
Biz de bu imkandan yararlandık. Biraz gecikmeli de olsa Skanninge'ye sonunda vardık .
İstasyon'da bizi Björn ve Richard Richard'ın inanılmaz şirin köpeği ile karşıladı .
Eve devam eden yürüyüşte ilk olarak öğrendiğimiz Richard'ın oturduğu sokağın İsveç'in bilinen en eski sokağı olduğu idi .
Bu yaklaşık 14. Yüzyıldan beri var olan sokaktaki ev ise 250 yıldır bir ev olarak varlığını sürdürmekteydi.
Önceden bir fırın olan bu evin eski bir gravürdeki halinin fotoğrafı da evin duvarında asılıydı .
Richard kız arkadaşı Virginia ile yaşıyor .
Hayatını arkeolojiden kazanmayı başarmış.
Bize Arkeoloji serüvenini detaylıca anlattı .
Suriye Irak ve Ürdün'de aralarında Petra şehri de olan antik uygarlıkları araştırmış.
Bizi en çok ilgilendiren ise Ağrı ve Cudi üzerine yaptıkları oldu.
Bir dağcı olarak zirvesine de çıktığı Ağrı'da Nuh efsanesinin izini sürmüş . Yaptığı çalışmalar aslında asıl hikayenin Cudi dağına ait olduğunu göstermiş.
Ağrı dağı cesameti ile efsanenin yayın haklarını Cudi'den devralmış.
Bu tezlerin arka planı saha araştırması ve bölgenin coğrafi olaylarının analizi yanında eski ahit anlatıları olmuş.
Ağrı dağı efsanesi yada mitolojisi içinde İncilden yani İngilizce ifadeyle Biblical olandan çok önemli sonuçlara ulaşılabileceğine inanıyor.
Bu ilginç konu başlığı yanında pek çok başka konu içeren buluşma yemek ve ona eşlik eden içkilerle devam etti .
Şarap Bira ve şnaps eşliğinde akşamın ilerleyen saatlerine dek bu tılsımlı ve ruhu olan evde kaldık .
Richard bize gezilerinden topladığı objelerle dekore edilmiş odasını gururla gezdirdi .
Motala'ya dönüş ise bu defa İsveçli becerisi ile taksi olabildi.
Björn de bize katıldı. Kaldığımız ev üç kişiyi rahatlıkla ağırladı.
Ertesi sabah erken saatte bizi Motala'ya getiren arabada bu defa yine iki bisiklet ama üç yolcu ile Stockholm'e doğru sürüşe geçtik. Ev sahibimiz Evangelos bizi içtenlikle uğurladı. Dilimizde Bülent Ecevit'in Yunanlı ile kardeş olduğunu sılada anlarsın dizesi .
Björn'ün yolcu koltuğunda iken yaşadığı fiziksel sıkıntıya Çağatay İznik seyahatinde şahit olmuştu.
Bu nedenle Stockholm dönüş yolculuğu uzun molalarla gidişten daha uzun bir zaman aldı.
Yine de sağ salim Stockholm'e varıp arabayı Björn'ün kız arkadaşına teslim edip tekrar iki tekerli volculuğumuza başladık .
Bu defa rotamız Stockholm'ün 50 km güneyindeki Nynashamn limanı idi . Bizi İskandinavya'dan kıta Avrupa'sına götürecek feribot bizi orada bekliyordu .
Feribot ertesi gündü biz aynı gün hem bisiklet yolculuğu hem gemi telaşı yaşamamak için bir gün önce orada olmaya karar vermiştik.
Bununla beraber yolculuk oldukça zorlu geçti .
İnanılmaz bir yağmurda kaldık. Yol boyunca çok az ara veren bu yağmur bizi Vatternrundan kadar olmasa da çok sarstı.
Yağmur nedeniyle rotayı bir kaç kez yeniden doğrultmak gerekti .
Geçtiğimiz yollar ise insan aklının doğa ile birlikte yaşama arzusuna kanıt niteliğinde idi .
4 tekerli ulaşımın figüran olduğu bu coğrafyada insanlara doğada olmak için şans veriliyordu.
Bölgede çok sayıda at çiftliği de vardı . Kocaman atların üstünde antrenman yapan ufaklıklarla selamlaştık.
Yoğun yağmur altında zor da olsa Nynashamn'ın en güzel yerinde olan otelimize ulaşmayı sonunda başardık .
Bir termal otel olan bu tesis ufak bir köprü ile şehre bağlanan bir adadaydı.
Odamızda yine sıcak duşla yağmurun ağırlığından kurtulmaya çalışırken denize bakan odanın penceresinde burası :A room with a view yazıyordu adeta.
Otelin restaurantında şarap eşliğinde akşam yemeğimizi yedik . Deniz mahsulü yahnisi mükemmel bir aşçılık gösterisi idi .
Yorgunluk bizi gece hala çok beyazken uykuya davet etti.
Ertesi sabah erkenden kalkıp çok umutlu olduğumuz kahvaltıya da açılış saatinde gittik.
Bunda da yanılmadık. Burada özellikle Brioe peyniri, zencefil suyu ve yeşil incecik otlar öne çıkan farklardı.
Otelin spa bölümü parlak İsveç mobilyaları ile döşenmiş çekici bir bina idi. Spaya ggirmek için zamanımız olmasa da Baltık denizine nazır bu yapının etrafını ve kendisini bolca fotoğrafladık.
Otel aynı zamanda bir iş oteli idi . Ve çeşitli şirket toplantılarına ev sahipliği yapıyordu.
Pazartesi sabahı otelde toplanan insanların da böyle bir workshop e dahil olduğunu anladık. Beyaz yaka günlerimizi yad ettik .
Oteli zamanında terk ederek feribot biletimizi Check in yapmak için limana yöneldik . O işi de hallettikten sonra saat 4de başlayacak yolcu alımına kadar kalan 5 saatimizi geçirmek üzere Nynashamn merkezine yol aldık.
1953 den beri aynı işi yapan pastanede kahve ve ufak pastalarla uzun süre oturduk.
Çağatay'ın telefonundaki sorun için gittiği telefon tamircisi ise Suriyeli Abdu idi. Gerçekten iyi bir usta idi . Belli ki İsveç göçmeni nasıl en iyi değerlendireceğinin farkında.
Sonra biraz Şehir Kültür evinde kütüphanede zaman geçirdik. İnsanların film de izleyebildiği mekan özellikle daha küçük yaşta çocukları kitapla tanıştırmak adına sessiz kütüphane özelliğinden feragat etmişti .
Nynashamn'da son durağımız bir Bira fabrikası oldu .
Kapanmadan kısa süre önce yakaladığımız bu fabrika 4 arkadaşın girişimi idi . Craft bira üretimi yapan firmanın konuşkan yetkilisi ile İsveç'te içki endüstrisi üzerine sohbet ettik .
Bizde de olan kısıtlamaların benzerlerinin İsveç'te de olduğunu dinledik.
Bu konuda yasakları aldığımız kadar özgürlükleri de almalıyız bizce .
Bira fabrikasından sokakta içilmesi serbest olan düşük alkollü biraları alıp nihayet açan havanın keyfini çıkarmak üzere bir bankta oturduk .
Biraları bitirip Gdansk yoksa Danzig mi desek feribotu sırasına girdik. İsveç topraklarına veda ederken formalarımızdaki Türk bayrağı ile memleketi teşhis eden bir Adanalı arkadaş ile son İsveç sohbetimizi de yaptık. Ukraynalı eşi ile savaştan etkilenmiş ve Stockholm'den 1200 km daha kuzeyde aşçılık yapıyor .
Kutup dairesini aşan bu noktada yaşamak bayağı direnç gerektirir diye düşündük.
Cumartesi gecesi yastığa başımızı nasıl koyduğumuzu bilemedik.
Tabi öncesinde uzun bir duş ile fiziksel yorgunluğun ve tüm güne yayılan bedensel gerilimin izlerini sildik .
Ertesi gün yani pazar günü öğleden sonra Björn'ün arkadaşı Arkeolog Richard'ın evinde buluşmak üzere sözleşmiştik.
Gideceğimiz kasaba Motala'ya oldukça yakındı .
İstasyona gitmek için çıkmayı düşündüğümüz anda yabancıların kedi köpek yağıyor dedikleri seviyede bir yağışla karşılaştık.
Uber ve Bolt gibi uygulamaları deneyerek taksi çağırma çabalarımız ise sonuç vermedi .
Belli ki bu küçük İsveç kasabasında taksi şoförlerinin de pazar günleri vardı ve çok gezmek isteyen otobüse yada trene binsindi.
Yağmur biraz elverince tren ve otobüsün yanyana olduğu istasyona yöneldik.
Biletimizi aldık. Biletler belirli zaman dilimlerinde geçerli idi . Bu sayede kaçırdığınız servisi telafi edebiliyorsunuz.
Biz de bu imkandan yararlandık. Biraz gecikmeli de olsa Skanninge'ye sonunda vardık .
İstasyon'da bizi Björn ve Richard Richard'ın inanılmaz şirin köpeği ile karşıladı .
Eve devam eden yürüyüşte ilk olarak öğrendiğimiz Richard'ın oturduğu sokağın İsveç'in bilinen en eski sokağı olduğu idi .
Bu yaklaşık 14. Yüzyıldan beri var olan sokaktaki ev ise 250 yıldır bir ev olarak varlığını sürdürmekteydi.
Önceden bir fırın olan bu evin eski bir gravürdeki halinin fotoğrafı da evin duvarında asılıydı .
Richard kız arkadaşı Virginia ile yaşıyor .
Hayatını arkeolojiden kazanmayı başarmış.
Bize Arkeoloji serüvenini detaylıca anlattı .
Suriye Irak ve Ürdün'de aralarında Petra şehri de olan antik uygarlıkları araştırmış.
Bizi en çok ilgilendiren ise Ağrı ve Cudi üzerine yaptıkları oldu.
Bir dağcı olarak zirvesine de çıktığı Ağrı'da Nuh efsanesinin izini sürmüş . Yaptığı çalışmalar aslında asıl hikayenin Cudi dağına ait olduğunu göstermiş.
Ağrı dağı cesameti ile efsanenin yayın haklarını Cudi'den devralmış.
Bu tezlerin arka planı saha araştırması ve bölgenin coğrafi olaylarının analizi yanında eski ahit anlatıları olmuş.
Ağrı dağı efsanesi yada mitolojisi içinde İncilden yani İngilizce ifadeyle Biblical olandan çok önemli sonuçlara ulaşılabileceğine inanıyor.
Bu ilginç konu başlığı yanında pek çok başka konu içeren buluşma yemek ve ona eşlik eden içkilerle devam etti .
Şarap Bira ve şnaps eşliğinde akşamın ilerleyen saatlerine dek bu tılsımlı ve ruhu olan evde kaldık .
Richard bize gezilerinden topladığı objelerle dekore edilmiş odasını gururla gezdirdi .
Motala'ya dönüş ise bu defa İsveçli becerisi ile taksi olabildi.
Björn de bize katıldı. Kaldığımız ev üç kişiyi rahatlıkla ağırladı.
Ertesi sabah erken saatte bizi Motala'ya getiren arabada bu defa yine iki bisiklet ama üç yolcu ile Stockholm'e doğru sürüşe geçtik. Ev sahibimiz Evangelos bizi içtenlikle uğurladı. Dilimizde Bülent Ecevit'in Yunanlı ile kardeş olduğunu sılada anlarsın dizesi .
Björn'ün yolcu koltuğunda iken yaşadığı fiziksel sıkıntıya Çağatay İznik seyahatinde şahit olmuştu.
Bu nedenle Stockholm dönüş yolculuğu uzun molalarla gidişten daha uzun bir zaman aldı.
Yine de sağ salim Stockholm'e varıp arabayı Björn'ün kız arkadaşına teslim edip tekrar iki tekerli volculuğumuza başladık .
Bu defa rotamız Stockholm'ün 50 km güneyindeki Nynashamn limanı idi . Bizi İskandinavya'dan kıta Avrupa'sına götürecek feribot bizi orada bekliyordu .
Feribot ertesi gündü biz aynı gün hem bisiklet yolculuğu hem gemi telaşı yaşamamak için bir gün önce orada olmaya karar vermiştik.
Bununla beraber yolculuk oldukça zorlu geçti .
İnanılmaz bir yağmurda kaldık. Yol boyunca çok az ara veren bu yağmur bizi Vatternrundan kadar olmasa da çok sarstı.
Yağmur nedeniyle rotayı bir kaç kez yeniden doğrultmak gerekti .
Geçtiğimiz yollar ise insan aklının doğa ile birlikte yaşama arzusuna kanıt niteliğinde idi .
4 tekerli ulaşımın figüran olduğu bu coğrafyada insanlara doğada olmak için şans veriliyordu.
Bölgede çok sayıda at çiftliği de vardı . Kocaman atların üstünde antrenman yapan ufaklıklarla selamlaştık.
Yoğun yağmur altında zor da olsa Nynashamn'ın en güzel yerinde olan otelimize ulaşmayı sonunda başardık .
Bir termal otel olan bu tesis ufak bir köprü ile şehre bağlanan bir adadaydı.
Odamızda yine sıcak duşla yağmurun ağırlığından kurtulmaya çalışırken denize bakan odanın penceresinde burası :A room with a view yazıyordu adeta.
Otelin restaurantında şarap eşliğinde akşam yemeğimizi yedik . Deniz mahsulü yahnisi mükemmel bir aşçılık gösterisi idi .
Yorgunluk bizi gece hala çok beyazken uykuya davet etti.
Ertesi sabah erkenden kalkıp çok umutlu olduğumuz kahvaltıya da açılış saatinde gittik.
Bunda da yanılmadık. Burada özellikle Brioe peyniri, zencefil suyu ve yeşil incecik otlar öne çıkan farklardı.
Otelin spa bölümü parlak İsveç mobilyaları ile döşenmiş çekici bir bina idi. Spaya ggirmek için zamanımız olmasa da Baltık denizine nazır bu yapının etrafını ve kendisini bolca fotoğrafladık.
Otel aynı zamanda bir iş oteli idi . Ve çeşitli şirket toplantılarına ev sahipliği yapıyordu.
Pazartesi sabahı otelde toplanan insanların da böyle bir workshop e dahil olduğunu anladık. Beyaz yaka günlerimizi yad ettik .
Oteli zamanında terk ederek feribot biletimizi Check in yapmak için limana yöneldik . O işi de hallettikten sonra saat 4de başlayacak yolcu alımına kadar kalan 5 saatimizi geçirmek üzere Nynashamn merkezine yol aldık.
1953 den beri aynı işi yapan pastanede kahve ve ufak pastalarla uzun süre oturduk.
Çağatay'ın telefonundaki sorun için gittiği telefon tamircisi ise Suriyeli Abdu idi. Gerçekten iyi bir usta idi . Belli ki İsveç göçmeni nasıl en iyi değerlendireceğinin farkında.
Sonra biraz Şehir Kültür evinde kütüphanede zaman geçirdik. İnsanların film de izleyebildiği mekan özellikle daha küçük yaşta çocukları kitapla tanıştırmak adına sessiz kütüphane özelliğinden feragat etmişti .
Nynashamn'da son durağımız bir Bira fabrikası oldu .
Kapanmadan kısa süre önce yakaladığımız bu fabrika 4 arkadaşın girişimi idi . Craft bira üretimi yapan firmanın konuşkan yetkilisi ile İsveç'te içki endüstrisi üzerine sohbet ettik .
Bizde de olan kısıtlamaların benzerlerinin İsveç'te de olduğunu dinledik.
Bu konuda yasakları aldığımız kadar özgürlükleri de almalıyız bizce .
Bira fabrikasından sokakta içilmesi serbest olan düşük alkollü biraları alıp nihayet açan havanın keyfini çıkarmak üzere bir bankta oturduk .
Biraları bitirip Gdansk yoksa Danzig mi desek feribotu sırasına girdik. İsveç topraklarına veda ederken formalarımızdaki Türk bayrağı ile memleketi teşhis eden bir Adanalı arkadaş ile son İsveç sohbetimizi de yaptık. Ukraynalı eşi ile savaştan etkilenmiş ve Stockholm'den 1200 km daha kuzeyde aşçılık yapıyor .
Kutup dairesini aşan bu noktada yaşamak bayağı direnç gerektirir diye düşündük.
Yorumlar
Yorum Gönder