Zen ve Atina'da Bisiklet Sürme Sanatı
Bikecology'de yapılan paketleme ise maalesef sınıfı geçmedi.
Yol üstünde bir de dinlenme molası veriyoruz . Alfa birası ile şehir trafiğinde kaybettiğiniz enerjiyi geri topluyoruz.
Pire'de normalde sahilde balıkçılar çarşısına gidilir ama altınızda sizi her yere masrafsız götüren bisikletle çok özel keşifler yapabilirsiniz. Bu turun da bize en büyük ödülü bu oldu.
Berlin hava limanının Arap kökenli görevlisi için bisikletler düzgün paketlenmemişti .
Bunu bu saatte söyleyemezsiniz diyerek karşı çıktık ve riski kabul eden imzaları atarak bisikletleri önce Alman görevlilere sonra Selim'in gezi boyunca bizi destekleyen evliya dedelerine emanet ettik .
Uçuş yaklaşık 3 saat sürdü.
Atina Venizelos havaalanına indiğimizde yeni gün başlamıştı bile .
Özel bir kapıdan heyecan içinde teslim aldığımız bisikletler sağlam görünüyordu.
Yaklaşık 1 saatlik uğraşı ile bisikletleri bize göre binilebilir hale getirdik.
Planımız ilk trene kadar havaalanında kalmaktı.
Bu da yaklaşık 4 saat buradayız demekti.
Sabah 6 olunca Atina merkeze giden trenle merkeze yola çıktık.
Atina'da bisiklet yolu bulmak Türkiye'de özgür basın bulmak kadar zor.
Atina'da basın hür ama bisiklete yüz verilmiyor .
Bisikletle otele ulaşmak ve en azından check in saatine kadar eşyaları bırakmak bizim için bu durum hakkında bilgilenme provası oldu.
Bisikletlerde görülen bir hasar olmasa da 1300 km yoldan sonra bir de uçak yolculuğu geçince performans düşmüştü.
Otele vardığımızda bu zamana kadar bisiklet cennetlerinde yaşadığımızı anladık.
Gdansk'ta otel görevlisi küçücük lobide Bisikletlerimizi saklamayı kendi önermişti. Yunan otelinin kocaman giriş salonunda ise bırakın bisikletleri saklamayı otelin park demirine bile bağlamayı kabul etmeyen bir ekiple karşılaştık.
Çağatay'ın bisikletinin ciddi sorun çıkaran pedalını onaran otel teknisyeni ise alkışı hak ediyordu.
Otel'de hafif moral bozucu oryantasyon sonrası Atina'nın geleneksel turistik bölgesi Psiri'de Usurum kafede kahvaltıya bisikletlerle gittik.
Uykusuz olsak da Usurum'un kahvaltısı bize enerji verdi.
Ortamda Kadıköy Yeldeğirmeni mahallesi vibe'ı var . Çağatay Küf kafeyle benzerlikleri tek tek sayıyor . (*)
Dar Sokak, iki taraflı dükkan, eğlenceli özgün garsonlar hatta menü bile benzer .
Dükkan açılalı 3 yıl olmuş ama çok popüler. Belli ki iyi bir modeli örnek almışlar.
Kahvaltı bize enerji veriyor.
Otele yerleşmeye daha saatler var .
Atina ikonik görselleri eşliğinde yavaşça pedallara asılıyoruz.
Akropol Plaka Monastıraki bölgesinde fotoğraf çekerek ilerliyoruz.
AEK bayrağı altında Rebetiko çalan ekip ruhumuzu doyuruyor.
Atina merkez Ankara gibi kurak olsa da aslında deniz uzak değil. Nea Smyrni ye gidip denize ulaşmak iyi fikir gibi geliyor .
Zaman geçirmek için buna karar veriyoruz.
Atina'da yapılmayacaklar listesine çentik atan bu geziden güzel bir bira dışında iyi anı birikmiyor.
Üstelik bisikletler de mutlaka bakım diye ağlıyor.
Denizi bulsak da tatsız yol bizi hayal kırıklığına uğratıyor .
Bira içerken pazar günü çalışan bisiklet dükkanı var mı diye araştırıyoruz.
Serkos bunu yapıyor ve referanslar mükemmel.
Kötü geçen gezi, bisikletleri bakıma sokma fırsatına dönüşüyor.
Monastırakideki dükkana dönmek için aynı eziyet yolu bir kez daha sürüyoruz.
Dükkana varınca deneyimli tamirciler bisikletleri emanete alıyor. Biz de öğlen çipirosu ve Feta ile yara sarıyoruz.
İyi biten her şey iyidir modundayız. Krizi fırsata dönüştürüp İsveç'te bize sormadan monte edilen pedalları da değiştiriyoruz. Selim turuncu pedal takıyor.
Bisikletin havası 1500 e çıkıyor .
Çipiro iyi geliyor. Minimalist soframız ve aperolden uzak duruşumuz puanları topluyor.
Bisikletler ilk günkü forma kavuşuyor. Biz de otele güvenle sürüyoruz. Şimdi biraz uyuma vakti .33 saattir uykusuzuz.
Otelde bize yasaklanan demire bisikletleri bir güzel bağlıyoruz .
Otel resepsiyonundaki hanımlar yine aynı modda. Ama ödün vermiyoruz . O bisikletler orada duracak. Gerekirse Brüksel'e mektup yazarız .
Otel Atina klasiklerden. Bisiklet sevmezlik dışında gayet iyi .
Klimayı açıp deyim yerindeyse seriliyoruz.
Akşam 8 gibi canlanıyoruz.
Karnımız aç bedenimiz diri .
Bisikletleri otele bırakıp Psiriye bu defa Atlantike yol alıyoruz.
Atlantik güzel dönüşler alan fiyat kalite mekanı.
Restaurant önünde kuyruk var. Önümüzdeki Çinli turistlerle beraber buyur ediliyoruz.
Atlantik bizi yanıltmıyor. Çinli turistlere de faydamız dokunuyor . Normalde içmeyecekleri Yunan rakısını bizden görüyorlar. Ödülümüz yan masadan çekilen güzel resim oluyor.
Çin'de de rakı olduğunu öğreniyoruz.
Atlantik bol meze yanında Midye yahnisi kızarmış karides ve ızgara sardalya ile çok iyi geliyor .
Son derece makul bir hesap ile kalkıyoruz.
Uzun günün yorgunluğuna otele kadar yürüyüşle biraz daha ilave vermek bizi üzmüyor. Dolunay Atina gecesini abajur gibi aydınlatıyor.
Otel odasında yataklar imparator tahtı hükmünde.
Ertesi sabah erken saatte otel kahvaltısı ile güne başlıyoruz.Otelde bayağı gruplar var. Erasmus modunda öğrenciler Mozambikli sporcular ve Amerikalı ekabir turistler .
Bisikletlerimiz ise bıraktığımız gibi. Bisikletsiz olsak bu otele Booking'de tam puan verirdik. Ama bisiklet dostu olmayan klasik oteli neyleyelim.
Oteli geride bırakıyoruz.
Saat 9 ve akşam 8 de Midilli feribotu kalkıyor. Günlerden Pazartesi. Haftanın ilk çalışma gününde Atina bisikletle gezilir sözünün altını doldurmak üzere sağlıklı makinalarla şehri turluyoruz.
Vatternrundan fatihleri olarak Atina'nın Haziran güneşi altında ana arterleri tek tek geçiyoruz. Zaman zaman trafiğin içine düşsek de çıkmayı beceriyoruz.
Pek çok ikonik kare alıyoruz.
Atina'da bisikletle gezilir ve bunun için bisiklet kiralayan Amerikalı turist olmak şart değil tezini kanıtlıyoruz.
Agoranın yanında patikaya dalıyoruz. Koruyucu duvarları boyayan işçilerle sohbete giriyor Çağatay. İstos'da Yorgo'dan öğrendiği Yunancanın pratiğini yapmak için istekli. Yunan işçinin Türk siyaseti konusunda bilgisi CHP'nin kayyum yönetiminden iyi seviyede. Selfiye duruyorlar.
Selim'in tanıştığı Türk öğrenci ise kendi gayreti ile İtalyanca öğrenmiş Floransa'da eğitim görüyor. Telefonu ona verip bir güzel bir kare daha çekiniyoruz.
Atina gezimiz Atina Merkez haline ulaşıyor. Et fiyatları Türkiye'nin neredeyse dörtte biri.
Halkı Proteinden uzak tutmak siyasi bir modelin planı mı diye düşünüyoruz. Balıkların da en kabadayısı 300 e 500 e. Satıcılar Arnavut çıkıyor.
Arnavut kartalı pozu ile Andrea Türkiye siyasetinde kendine yer bulan pek çoklarından daha bilinçli.
Aklımız etlerde balıklarda kalıyor ama maalesef bu defa pişirecek tesis de zaman da yok.
Hal bölgesi gezimizi pastırmacı Karamanlidis önünde bitiriyoruz . Dünyanın en güzel pastırması malum bizim Kastamonuda ve aynı usülde yapılan pastırma da Atina'da.
Alınmasınlar ama Kayserillerin endüstriyel fabrikasyon pastırmaları ile ilgisi olmayan gerçek tadlar bunlar.
Kahve durağımız Exarchia mahallesi.
Duvarlarına burası müze değil fotoğraf çekmeyin yazan muhalif mahalle Berkin ve Aleksis anıtı ile aklımızda.
Üniversiteye gidip Politeknik direnişini anıyoruz.
Sintagmada Meşhur nöbet değişimini izliyoruz.
Tabi Atina görülecekleri bitmiyor. Yolumuz üstünde Olimpiyat stadı var. Vatternrundan madalyalarımızla önünde fotoğraf çekiliyoruz.
Son durak Hadrian kapısı sonrası telefona yüklediğimiz programın bizi Atinanın tek bisiklet yolu ile Pire'ye götürmesini umut ediyoruz.
Bisiklet yolu gerçekten var. Sadece 5 km kadar olsa da ilaç gibi geliyor.
Yol üstünde bir de dinlenme molası veriyoruz . Alfa birası ile şehir trafiğinde kaybettiğiniz enerjiyi geri topluyoruz.
Küçük bir marketin yanındaki masa ve sandalyeler öğle güneşi ile betona serilmiş kedi bize ilaç gibi geliyor.
Pire merkezin uzun ve dik yokuşlarında sıcakta yol alan tek bisikletçiler olarak baklava molasını hak ediyoruz. Baklava Türk mü Yunan mı sorusunu sormadan yokuşta kaybettiğimiz kaloriyi geri alıyoruz.
Feribot öncesi son durağımız Margaro.
Pire'de normalde sahilde balıkçılar çarşısına gidilir ama altınızda sizi her yere masrafsız götüren bisikletle çok özel keşifler yapabilirsiniz. Bu turun da bize en büyük ödülü bu oldu.
Büyük ikramiye ise Margaro idi. Denize tepeden bakan ve Deniz kuvvetlerinin yanına konuşlanmış Margaro'da masaya oturduğumuzda gelen garson bize sadece Barbunya Karides ve Yunan salatası var dedi. Bu minimalist menü macerasına tereddütsüz girdik
Çağatay Çipirodan devam etti Selim'in istediği Şarap ise maşrapada servis edildi.Bu kompakt menü gerçekten bir rüyanın gerçeğe dönmesi gibiydi.
6 iri barbun ve 8 jumbo karides tek seçenek olan kızartma metodu ile masaya geldi kısa sürede. Yemek gastronomik deneyimi aşan bir sadelik içinde mükemmellik gösterisine dönüştü.
Selim'in ikinci maşrapa şarabı rose isteme talebi dahi kabul edilmedi. Şarap tek çeşitti. Mükemmelin seçeneği yoktur.Yemek sonrası ikram olarak gelen kavun ve portakalipita (evet o turta yada revani değil hanımlar beyler) bu az seçenekli mükemmelliğin zirvesi olarak kayda geçti.
Demir atlarımızı limana doğru sürdük. Pire'nin devasa limanında Midilli feribotunun kapısını bulmak bile oldukça zorlayıcı oldu. En son Feribotla soğuk Baltık denizi geçmiştik. Bu kez Ege denizini geçeceğiz. Bu devasa feribotların örneğin Çanakkale boğazında köprüye gerek duyurmayacağı aşikar. Distopik bir tasavvurda Ege Denizini köprülerle geçen bir akıl bizi ürpertiyor. Şükür yol yaptı lafının Yunancası yok.
İstanbula kanal kazacağım diye ortaya çıkan akıl Ege Denizine beton dökse şaşar mıyız?
Yorumlar
Yorum Gönder