2 günde Berlin in Berlin


Neubrandenburg'da kahvaltıyı otelde yapıp go pro için İznik gibi surlar içinde kurulu eski şehri hızlı biçimde tavaf ettik. 



Önceden yaptığımız plana uygun biçimde İstasyona yönelerek yaklaşık 2 saat sürecek Berlin'e tren yolculuğu için hareket ettik.
Türkiye'de bisikletle bırakın trene metroya binmek eziyettir. Üstelik neredeyse yasaktır. Demirağlarla örülmüş olmayla övünen Cumhuriyetin ilk 15 yılı sonunda anahtarları geri vermemek üzere alan Türk sağı 4 lastik tekere ülkeyi teslim etti.
Yol yaptığı için övünen son 25 yılın ve kendisine kalsa önümüzdeki 25 yılın iktidarı da trene de  bisiklete de yüz vermedi.
Türkiye'nin güzel coğrafyasında iki tekerin hükmü hiç olmadı.
Oysa bisiklet ve tren birbirini tamamlıyor. Bisiklet için sadece yol değil bisikletle seyahat için de öncelikle trende konfor gerekiyor.
Bunu fazlasıyla bulduğumuz tren yolculuğunda bisiklet işaretli vagonda bisikletleri sağlam tutmak için kemere kadar her şey düşünülmüş.

Yolda karşımıza  40 yaşlarında bir Türk kadın yolcu düşüyor.
Hikayesi biraz acıklı. Türkçesi kırık.
Samandağlı imiş Suriyeli eşi akrabasıymış ve savaşın başlarında öldürülmüş.
4 çocuğu ile Almanya'da hayat kurmuş. Ama aklı İzmir'de. Sevmiyor buraları. Çalıştığı dondurma fabrikası için indiği durak bizim de aktarma durağımız oldu. Hızla yeni trene geçtik. Aktarma için hız şart o da bizde var. 
Burada da bisikletlere ihtimam eksiksiz.
Berlin Südkreuz istasyonunda inip bisikletle otelimize devam ediyoruz.
Berlin her ikimiz için de tanıdık. Çağatay biraz daha aşina. Selim en son 2014'de gelmiş.
Berlin Almanya'nın İstanbul'u. Tabi daha yeşil daha düzenli daha kadı egemen ve kesinlikle bisiklet dostu.
Harita uygulamasını kurup ilerliyoruz.
Otel Arap ve Türklerin ağırlıklı yaşadığı NeuKölln'de ama semtin dinamizmin biraz dışında.
Otele ulaşıyoruz. Konfor önemli. Neredeyse 1300 km bisiklet sürdük. Ardarda otellerde kaldık.
Şikayetçi değiliz ama biraz mental yorgunluk yaşıyoruz.
2 gün kalacağımız Berlin yara saracak.
Berlin'den sonraki plan için hazırlık yapmamız lazım. Uygun bir bisiklet dükkanı bulup bisikletleri Atina uçuşu için hazırlamak gerekiyor.
Ayvalık'ta bitecek turun Berlin Atina geçişi Aegean Hava yolları ile planlandı.
Bazen kötü sandığınız bir şey aslında iyidir ya, burada da öyle oluyor.
Yanlış adres olarak gittiğimiz bir kargo bisiklet satıcısı bize doğru adresi veriyor.
Bikecology'nin Schoneberg adresinde çözümü buluyoruz.
Dükkan sahibi tam bir rind. "Yaparız ederiz merak etmeyin" diyerek bizi rahatlatıyor. Uçuş cumartesi akşam. Bugün günlerden perşembe. Cuma bisikletleri getirin cumartesi teslim alın diyor.
İşimiz emin ellerde ve içimiz rahat.
Akşam Kreuzberg'de Hasır Restaurant'ta Çağatay'ın Berlin'de yaşayan oğlu Meriç ve Vietnamlı eşi ile Meriç'in doktorasını yeni tamamlayan arkadaşı ve onların anne babası ile buluşacağız.
Hala zaman var.
Yorgunluk gidermenin yolu bir kafede oturmak. Mezarlık girişine konuşlanmış kafede oturuyoruz. Sakin huzurlu mekan iyi geliyor.
Fritz kola ile kafein eksiğimizi tamamlıyoruz. Çağatay Netflix'de izlediği Berlin usulü Six Feet Under hikayesini anımsıyor.(*)

Kendimize gelince söz verdiğimiz Türk berber programını yapıyoruz.
Arnavut asıllı İbrahim beyin elinde parlıyoruz.
Fiyatlar Türkiye ayarında.
Otele dönüp biraz dinlendikten sonra Almanya'da yasak olmayan taksi uygulaması ile Kreuzberge yollanıyoruz.
Bolt uygulaması ile biraz ekonomi yapıyoruz ama Arnavut şoför bize İstanbul nostaljisi yaratıyor.
Hasır restaurantta kebap ve rakı ile keyfimiz yerine geliyor.
Çağatay oğlu ile hasret gideriyor.

 Diğer misafirler için de doktora kutlaması yerine geçiyor.
Garsonlar Türkiye'ye göre masanın biraz daha içinde gibi. Belki de Almanya'da kendi dilinde hizmet almak biraz yabancılaşma demek.
Gece ilerliyor ve herkes evine doğru giderken biz de otele dönüyoruz.
Ertesi sabah gecenin ağırlığı ile kahvaltıyı pas geçiyoruz.
Hedefimiz Çağatay'ın İş Bankasından teftiş tertibi Berlin İş Bankası müdürü Altan'ı ziyaret.
Wedding'deki Şube eski Batı Almanya merkezinde.
Yolculuk Berlin'in ikonik mekanlarına denk geliyor.
Bisikletle Reichstag ve Brandenburg kapısı yapıyoruz. 


Fassbinder mekanları zafer anıtı ve Alexander platz ile turu tamamlıyoruz.
Alexander platzda SPD Berlin adayının vaatlerini anlatışını izliyoruz. Öğreniyoruz ki Almanya'da kayyum icat edilmemiş.

Wedding'de Altan'ı buluyoruz. 
Çağatay her Berlin seyahatinde mutlaka Altan'ı ziyaret ediyor.  Geç kaldık çay bitmiş  ama Altan'ın aldığı simit yapılmamış kahvaltıyı telafi ediyor.

Akşam tekrar buluşmak üzere bisikletleri bırakmak için Bikecology'ye ilerliyoruz.
Bisikletlerimizi emanete bırakıp tekrar otele dönüyoruz.
Selim profesyonel yaşama ufak bir dönüş yapacak. Otel odasından Compliance konulu webinara iştirak ediyor.
Toplantı bitince otele yakın bir İtalyan lokantasında günün ilk öğününe oturuyoruz.
Mekanın adı Fellini ve en az onun kadar İtalyan.

Kırmızı kapya biber ve zeytinyağı içinde sarımsak iştahımızı açıyor.

 Karafta 250 cc şarap ile beraber çorba ve ekmek üstü ile açılış yapıyor lazanya ve tortellini ile zirvede bitiriyoruz. Hesabın üstüne gelen şirketten grappa ve limoncello ise nefesimizi kesiyor.

Napolili garsonlara bahşişi eksik etmiyoruz.
Altan'la buluşmak üzere Müze adasında Diesel Haus'a yollanıyoruz.
Altan'ın bizi davet ettiği mekan eski jeneratör binası imiş. Elektrikler kesilince burası devreye giriyormuş.
Bina şimdi bira evi. Geniş bahçede havuzda çocuklar fıskiyelerin keyfini çıkarıyor.
Müthiş bir kamusal alan olmuş.
Aklımıza Haliç kıyısına yapılan rezidanslar geliyor.
Türkiye'de parası olana kamusal alan bedava.
Bira ve eşlikçilerini tadıp Kemal Tahir sohbeti yapıyoruz. 

Selim Ağustos'ta yapacağı Çorum üçlemesi gezisinden bahsediyor. Altan ise Kemal Tahir okumalarından. 

 Biraz sonra kalkıyoruz. Altan'ın rehberliğinde "Cool Berlin" turu yapıyoruz.
Spandau ve Hackesche Höf bölgesi kentsel dönüşüm öyle değil böyle olur diye ders veriyor.
Eski Doğu Almanya döneminde köhneleşen bölge akıllı ama geçmişe saygılı bir zeka ile dönüşmüş. Burada da Tarlabaşı dönüşümü ile mukayese serbest. İki tarafta da rant var. Ama bizde ucubelik burada estetik.
Altan ile gezimiz tren garında bitiyor. Bir dahaki görüşmeye dek diyoruz.
Cumartesi Berlin'e veda günü. Kahvaltı için otele yakın bir alışveriş merkezine yürüyoruz.
Alışveriş Merkezi sayısı İstanbul'dan az. Üstelik AVM devasa bir beton yığını değil.
Hemen yanında doğal bir park.

AVM ye yürüyerek gelen insanlar.
Berlini özleyeceğiz.
Öğlene doğru check out yapıyor ve Bikecology ye geliyoruz. 
Bisikletler hazır ama zaman var. Polonya Krakovlu Kombucha ve Turşu dükkanında biraz detoks yapıp kaybettiğimiz mineralleri geri alyoruz. 1300 km bisiklet sürdük şaka değil. 


Çağatay'ın oğlu Meriç de yardıma geliyor.
Bisikletler hazır.
Trene beraber gidiyoruz. Bisikletlerimiz üzerinde bizler varken bile bu kadar ilgi çekmiyor.
Aegen Airlines kontuvarında uçuş moduna aldığımız bisikletlerle bayağı ilgi topluyoruz.
Uçuşa az kaldı. Bisikletlere nazarlık mı koysak acaba?
(*) https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2026/01/yasla-basa-ckmann-yollarna-dair-iki.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlk Gün : Björn Lundquist ile Stockholmde Yürüyüş Turu

Vatternrundan'da 315 Kilometre 12-13 Haziran 2026

İLK SÖZ